bir başka gerçeklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir başka gerçeklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2009 Salı

İdeal küreselleşme: Hrönir Gerçekliği


J.L.B’ye

İdeal küreselleşme: Hrönir Gerçekliği


Kasım sonunda Rotterdam’da, bir gazete binasının çatı katında, küçük bir grup Borges’in dünyaca ünlü Tlön, Uqbar, Orbis, Tertius adlı öyküsünü okuduk. Geçici olarak bir Borges okuma grubu oluşturmuştuk. Bitiminde kartonlara hazırlanmış Borgestanırlık sertifikalarını bölüştük. Hoş entelektüel bir esinti anı şimdi arkada kalan. Tlön’ü üçüncü kez okumaya hazırlanırken yaptığım bir keşfi (daha sonra araştırınca başkalarının da aynı keşfi yaptığını görerek sevindim) o gece arkadaşlarıma da açtım.

Stanislaw Lem, Solaris adlı ünlü bilimkurgu yapıtına Borges’in bu öyküsünden esinlenmiş olabilir.

Solaris gezegenindeki araştırma gemisine gelen Chris Kelvin’i bekleyen gerçeği düşünün. Üç astronottan biri intihar etmiştir. Yıllardır yapılan araştırmalar zeka sahibi olduğu bilinen gezegenle anlaşılır düzeyde bir iletişim kurmaya yetmemiştir. Bu da yetmiyormuş gibi intihar ederek kendini öldüren sevgilisi Rheya ziyaretine gelmiştir. Kadının vücudu, yüzü, ısısı her şeyi eski sevgilisine benzemektedir. Ama fena halde o değildir. Atom yapısı insanlarınkinden farklı olduğu için ölmesi, fizik zarar görmesi kolay değildir. Kadının yüzü, göz bebekleri, konuşma şekli tıpatıp ölü sevgilisinin aynısıdır. Rheya bir çeşit hrönirdir. Chris’in zihninin ürünüdür. Solaris gezegenindeki zeka taşıyan okyanus ise bir Tlön gerçekliğidir. Bu nedenle insanın düz mantığa şartlanmış aklıyla anlaşılamaz.

1940’larda yazılmış öyküyü okuyanlar Tlön gezegeninin tartışma kışkırtıcı kurgusunun Berkeleyci idealizmin üzerine kurulduğunu biliyorlar. Tlön gezegenine ait bilgiler önce dünyada basılan ansiklopedilerde arzı endam ederler. Yirminci yüzyılın başlarındaki basım şartlarında klişeleri hazırlanmamış, dizilmemiş olmalarına rağmen basılmış bazı ansiklopedilerde yer almışlardır. İki arkadaş bunların peşine düşerler ve sonunda bir tanesini ele geçirirler. Ansiklopedinin sözdizininde Tlön bahsi geçmez ama onlarca sayfa bilgi olarak bazı ciltlerde mevcutturlar. Giderek bu kaçak sayfalara daha sık raslanmaktadır. Tlön gerçekliği kendini bizim bilinen dünya gerçekliğine sinsice eklemlemiştir. İdealist sızıntıdır bir çeşit yani.

Borges’in öykülerinin hemen hepsinde olduğu gibi, Tlön, Uqbar, Orbis, Tertius’un da özetlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle bazı pasajlardan örnek vererek hrönire değinmek istiyorum.


Yüzyıllar ve yüzyıllarca süren idealizm, sonuçta gerçekliği de etkilemekten geri durmamıştır. Tlön’ün en eski yörelerinde, kaybolan eşyaların tıpkısının ortaya çıkması sıkça raslanan bir olaydır. İki kişi bir kurşunkalemi ararlar, birincisi kalemi bulur ve sesini çıkarmaz;ikincisi bundan daha az gerçek olmayan, ama kendi beklentilerine daha uygun olan ikinci bir kalem bulur. Bu ikincil nesnelere hrönir denir ve azıcık biçimsiz olmakla birlikte birincilerden biraz daha uzun olurlar. Son zamanlara kadar, hrönirler dalgınlıkla unutkanlığın raslantısal ürünleriydi. Bunların düzenli bir biçimde üretilmesinin yüzyılı bile bulmayan bir geçmişe dayalı oluşu inanılmaz bir şey gibi görünmektedir, ama XI. Cilt bize bunun böyle olduğunu söylemektedir.İlk girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ne var ki, modus operandi (çalışma yöntemleri) anlatılmaya değer. Devlet hapisanelerinin yöneticilerinden biri, tutuklulara tarih öncesinden kalma bir ırmak yatağında bazı mezarlar bulunduğunu ve önemli bir şeyler bulana özgürlüğünü bağışlayacağını söylemişti. Kazı öncesi aylarda tutuklulara bulacakları şeylerin fotoğrafları gösterilmişti. Bu ilk girişim, beklentiyle gerilimin kişiyi engelleyici olabileceğini kanıtladı.,kazma kürekle yapılan bir haftalık çalışma sonucunda hrön olarak, hemen kazı öncesi devre ait paslı bir tekerlekten başka bir şey çıkmadı topraktan. Ama bu gizli tutuldu ve aynı işlem sonradan dört okulda tekrarlandı. Bunlardan üçünde hemen kesin başarısızlıkla karşılaşıldı; dördüncüsünda (ki bunun yöneticisi ilk kazılar sırasında kaza sonucu öldü) öğrenciler altın bir maske, tarihöncesi bir kılıç, iki üç seramik vazo ve göğsünde bugüne kadar çözülemeyen bir yazı bulunan, belden aşağısı kopuk bir kral bedeni çıkardılar – ya da tıpkısını ürettiler. Böylece kazının deneysel niteliğinden haberli olanlara da güvenilemeyeceği ortaya çıktı. Geniş kitlelerce yapılan araştırmalar. Birbirleriyle çelişen eşyalar da çıkardı ortaya; şimdilerde bireysel ve daha hazırlıksız girişimler yeğleniyor. Hrönirlerin düzenli olarak üretilmesi (diyor XI. Cilt) arkeologlara müthiş yararlar sağladı. Bu, günümüzde gelecekten daha az esnek ve yumuşakbaşlı olmayan geçmişin sorgulanmasını ve hatta dönüştürülmesini mümkün kıldı.
……

Tlön’deki eşyaların tıpkısı ortaya çıkıyor dedik; eşyalar aynı zamanda siliniyor bozulma eğilimi de gösteriyor ve unutulduklarında ayrıntıları kayboluyor. En iyi bilinen örnek, bir dilenci tarafından aşındırıldığı sürece varolmayı sürdüren, o öldüğündeyse yokolan kapı eşiğidir. Zaman zaman birkaç kuşun ya da bir atın, açıkhava tiyatrosu kalıntılarını kurtardığı olmuştur.

Uzun öykü ironik ve her kafadan şaşkolozvari itiraz hışırtıları fışırdatan şu cümlelerle sona erer.

İngilizler, Fransızlar ve İspanyolcuklar yeryüzünden silinecek. Dünya Tlön olacak. Ben bütün bunlara hiç aldırış etmeden Adrogue’deki otelde geçen günlerimin tüm sessizliği içinde, Browne’un Urn Burial’ının Quevedo tarzı bir çevirisini yapmakla uğraşıyorum – çeviriye pek güvenim yok, yayımlamayı düşünmüyorum.
Fatih Özgüven’in çevirisiyle:Yolları çatallaşan bahçe,
Can yayınları, 1985

Totalitarizme ürkek bir eleştiri içeren dedektifvari kurgu, edebi kritikler, dil ve dilkökenbilim değinmeleriyle tıka basa yüklü öyküyü henüz basılmamış en yeni Tlön ansiklopedisinde bir eğretileme olarak bırakıp hrönirleri ele alalım.

Dünya Tlönleşirken diller, bilim, sanat ve daha da önemlisi ruh hallerimiz yeniden şekillenecek. Şu anda bizleri tanımlayan ve aramıza sınırlar çeken her şey hızla kağşayıp, değişip yenilenecek. Ve yüz ciltlik muhteşem Tlön ansiklopedisi her kitapçıda, her kütüphanede bulunur hale gelecek. O günlerde hayatımız baştan aşağı bir hrönir gerçekliğiyle yüklü olacak.

Bu değişim yavaş yavaş ivmelenecek, ama sonucun içine nano tepkimeleri bile aşan bir hızla dalacağız. Masallardaki göz açıp kapamayla ulaşılan beldelerde yaşanankilere benzer bir değişme olmayacak bu. O diyarlara gidenler eski bilinçlerini kuşanmış olduklarından gördükleri şeylere şaşıp kalırlar. Tlön gerçekliğine tamamen geçildiğinde şaşkınlığın yerini huşu soslu hafif, ama sürekli bir merak beklentisi alacak.

Hrönirleşme en ütopik ve kurnaz bakışın bile hayal edemediği mükemmelikte bir küreselleşme yaratacak. Şu anlarda can çekiştiği için iyice vahşileşen kapitalizm en ilkel sınırlarına çekilecek ve sonlanacak. Lüks tüketimi duracak. Çünkü en lüks maddelerin anında üretim gerektirmeyen kopyalarıyla dolacak ortalık. Hiçbir nesne, son moda giyim eşyası, hatta sofistike aparatlar bile kimseye züppelik yapma ve ayrıcalık yaşama fırsatı vermeyecek. Sol devrim denemelerinin başaramadığı şeyi hrönirleştirebildiklerimiz başaracak. Lüks tüketimi durunca kapitalizm de duracak.

Hrönirleşme gerçekliğinde seçim yapılmayacak, ama ideal demokrasi altın devrini yaşayacak. Çünkü oylamalar, aday tespitleri, idareciler, bakanlar ve küresel cumhurbaşkanı belli güçlerin bürolarında tespit edilemeyecek artık. Hergün güneş doğarken raslantısal bir piyangonun, zihinler arası etkileşimin fırdöndüsü ya da, etkisiyle idareci kadro yenilenecek. Hiçbir makam, iktidar, mevki, birkaç haftadan uzun süremeyecek. Kimse çocuklarına iktidar ve kapital devredemeyecek. Kraliyetler, cemaatler, esoterik kurumların hepsi dağılıp bu fırdöndüsel piyangonun etkisine tabi olacaklar. Meslekler, uzmanlıklar herkesin malı olacak. Kalifiye olmayan işler herkesin elini öpecek. Bir sabah masanızın üzerinde kendi kendine beliren bir zarfta o gün, bir hafta ya da en fazla iki üç hafta boyunca yaş, cinsiyet ve zihin kalibrenize uygun olarak kasaplık, terzilik, hamallık, çiftçilik, öğrencilik, laborantlık, aylaklık ya da küresel dünyanın cumhurbaşkanlığını yapacaksınız. Bir anda eski işinizin belleğinizdeki kayıtları gevşeyecek ve yeni işinize uyarlanacaksınız.

Süpermarketler yerini mahalle bakkallarına, bakkallar da şahsi üretime bırakacaklar. Giyecekler, makamlar, para ve tahviller gibi yiyecekler de hrönirleşecekler. Mahalle bakkalları birer birer ortadan kalktığında tarım üretimi kendini epey sınırlamak zorunda kalacak, ama tamamen sonlanmayacak. Pırasa ekip pancar biçmek, pancarları eve götürürken bazılarının patlıcana dönüşmesine alışılacak. Hergün beliren yeni bir maydanoz çeşidine ad vermekte direnenler çıkacak. Kapkalın defterlere yazdıkları adlar sayfalardan taşıp sokaklara dökülecekler. İnsanlar yeniden sebze meyve toplayıcı çağlarına geri dönecekler. Çocuklar ve yaşlılar çıtır çıtır taze ekmeği, peyniri, domatesi bakkaldan almaktansa ağaç tepelerinden toplamayı yeğleyecekler. Tüfekle, okla yayla yapılan avcılık bitecek. Geyiğin zihni de hrönir tuttuğundan avcıya kaya parçası gibi görünecek. Son tüfek te değişip başka bir şeye dönüşene kadar avcılar geyik sanıp kayalara, kuş sanıp ağaç dallarında yetişen muz kokulu karpuzlara ateş edip duracaklar. Balıkçılık da bitecek. Oltalar sarmaşıklaşmadan önce teknelere mercan parçaları çekip duracaklar.

Hayvansal protein kaynağı hayvanlar olmaktan çıkacak. Bütün gerekli aminoasitleri kendimiz ağaç dallarında, yastıklarımızn altında, bazı günlerde yarı şaka olarak boş ayakkabılarımızın içinde çeşitli renklerde lezzetli nohutçuklar olarak bulacağız.

Enerji sorunu denen şey kökünden yokolacak. Herkes kendi ışığı ve ısısıyla haşır neşir olacak. Bir zamanlar benzin, gaz yakarak, atomun çekirdeğini parçalayarak enerji elde edildiğini hatırlayan tek bir kişi bile kalmayacak. Zihnimiz şişe, hrönirleşme cin olacak ve istekten türeyen çevre kirletmeyen enerji çeşitlerine gark olacağız.

Psikoanaliz, antidepresan, yoga, meditasyon, alkollu içki tüketimi, eroin, kokain ve esrar kullanımı tarihe karışacak. Hrönir gerçekliğinde kafa sürekli bu aşamalar ve işlem zenginliği üzerine kurulduğundan hep yüksek durumda kalacak. Kimse kendini uzun süreli meyus, depresif, gamlı ve kederli durumda tutamayacak. Bu tür arızalar maziden ekolanmış uyuzluklar olarak kısa süreli ziyaretlerde bulunabilecekler sadece.

Zaman da hröniroidsel bir kıvamda akacak. Takvimler, saatli radyolar falan anlamsızlaşacaklar. Kimse bugün günlerden ne diye sormayacak. Saat taşımak anlamsızlaşacak. Randevu diye bir şey kalmayacak. Görüşmek istediğiniz kimseye inşallah, umarım, yakında kelimelerinden birini kullanmanız yetecek. O kimseyi anı gelip gördüğünüzde bunun rasgele meydana geldiğini, ama ikinizin de hoşunuza giden bir tesadüf olduğunu düşüneceksiniz.

Gelecek tasası tamamen ortadan kalkacak. Yaşlılık bir sürü engellerle kuşatılma hali olmayacak artık. Ölüm baki kalacak. Bir an gelip diğerleri için arkada bıraktığı izlerle hatırlanan biri olacaksınız. Eskiden ölümsüz ruh denen şey bu izlerin direnginliği, aynı şeyi isteyenlerin şevkli bellek desteği olacak. Siz hatırladığınız için varkalan malzeme başkaları tarafından özenle belleklerine kazınacak. Kayıtları tutulacak. Bu kayıtlardan dev arşivler peydahlanacak. Rüyalarda bu arşivleri ziyaret ederek ölülerle sohbet etmek mümkün olacak. Arşiv tozu kıpır kıpırlığı diye bir laf sık sık kullanılacak.

Mükemmelüstü, nirvana ötesi demeli belki, küreselleşmede tek bir gezegen ailesi mevcut olacak. Bu nedenle savaşlar, seri cinayetler, boks maçları, kavgalar ve intiharlar mazinin baskısıyla zar zor hatırlanabilen eski marifetler olarak kalacaklar. Ordu, rütbe, tank, tüfek, biyolojik, kimyasal ve nükleer silah kelimeleri yavaş yavaş unutulacak. En zor çapraz bulmacalarda alın kırıştıran kelimelere dönüşecekler.

Orospuluk ve buna dayalı olarak pezevenklik, randevu evleri, kerhaneler falan tarihe karışacak. Mastürbasyon yapmak da. Çünkü hrönir
gerçekliğinde cinselliğin çağrısı anında en ehven karşılığını bulacak.

İyilikler, yapılmaya fırsat bulunan kabahatler, kötücül şakalar falan hep toplumsal belleğin parçası olarak kalacak. Bu nedenle hrönir hareketililğinin en hızlı etkileşim sürecine tabi olacaklar. Birinin kafasına taş indirmek isteyen biri son saniyede taşın bir demet kurumuş papatyaya dönüştüğünü görerek sevinecek. Bir diğerine takılan çelme onu düşürmek yerine ünlü bir baleden hoş ve kısa bir alıntı yaptırtacak. Seyredenler, eşek şakasını icra eden de dahil alkışlayacaklar.

Restoranlarda mönü kartları bulunmayacak. Aralarındaki fark da bitecek. Önünüze gelen yemek aklın sınır berisiyle güç bela sezilen bir sistematiğin seçimi sonucu zaten ağız tadınıza uygun olacak.

Para, çek, kredi kartı uygulamaları sıfırlanacak. Emek ve takasın doğru orantılı mevcudiyeti bankaları gereksiz kılacak. Ve şehirlerin en iyi yerlerini ele geçirmiş olan banka binaları kütüphanelere dönüştürülecek.

İnsanların önemli bir kısmı evden çıkıp işe falan gitmeyecek. İşler, güçler ve idare evlerden, mahallelerden de yönetilebilecek. Şehirlere doluşmuş nüfus yavaşça kırsala çekilecek. Şehirlerin vaadedebileceği tek bir üstünlük kalmayınca, iletişimin zihinle yapılması nedeniyle mobil telefonların, internetin, uyduların, kablolu telefonun işlevi de bitecek. Televizyon şirketleriyse çoktan tarihe karışmış olacak.

Artık küçük çocuklar için ne kreş, ne de oyun bahçesi inşa etmeye gerek kalmayacak. Oyun beklenmedik belirmelerle her yaşta ve aldığınız her solukta zaten var olacak. Pedagoji denen bilim dalı kendini bu gerçekliğe uyarlayıp iptal edecek.

Bilimler de tümden değişikliğe uğrayacak haliyle. Sosyoloji, felsefe ve psikolojinin yanı sıra en başta tarih bilimi tarihe karışacak. Mazi geleceğe basınç yapamadığında, kayda kuyda da gerek kalmayacağından tarih kitapları tarihe karışacak. Bir zamanlar tarih bilinci denen şey anın yetkin tasavvuru formatına dönüşecek. Fizik manyetik alanlar arası ilişkilerin farfaralı trafiği konularını işleyecek. Matematik denklemleri ilk kez herkese hitap edebilmenin hazzıyla kağıt yüzeylerden, kara tahtalardan sıyrılıp üç küsur boyut kazanacaklar. Kimya deneyleri bil bakalım tüpten bu defa ne çıkacak oyununa dönüşecek. C + O2 = H2S denklemi bazı tişörtlerin ön yüzlerinde zaman zaman belirip yokolacak.

Birbirinden berbat ve kötücül ruhlu filmlerden de kurtulacağız. Ücretli, havalı, afurlu tafurlu aktörlük, yönetmenlik falan bitecek. Bütün videotekler kapanacak. Bazı sinema salonları kalacak, bazıları yok olup gidecek. Kalanlar her an, her dakika başka başka, nabza, isteğe göre filmlere beşik olacaklar. Kar kristallerinin, parmak izlerinin tekinin bile diğeriyle aynı olmadığı gibi, diğeriyle tamamen aynı tek bir film mevcut olmayacak. Film sayısı gezegende yaşayan zihin sayısının onlarca, yüzlerce katına ulaşacak.

Sayısız kulüpler ve cemiyetler kurulup bozulacaklar. Hiçbir üye diğerinden daha kıdemli olmayacak. Herkes potansiyel kurucu üye sıfatıyla doğacak. Birisi herkes, herkes birisi ya da birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için sözleri bu gerçeklikte hiçbir mana ifade etmeyecek.

Daha da ilginci belki, bazı kimseler gökte akıllı yıldızların göz kırptığını, ışığın mana taşıdığını görmenin mahçup şaşkınlığını yaşayacaklar.

Bir dakika... Bunları yazarken masamın üzerinde beyaz bir zarf belirdi. Açıyorum. Yarın sabahtan itibaren hrönir gerçekliğinin yeni cumhurbaşkanı ben olacakmışım. Bugün mahallenin çöplerini toplayan takımdaydım. Dün ne iş yaptığımı ise hatırlamıyorum.
Aralık 2007 Amsterdam
-------------------------------------------

9 Ekim 2008 Perşembe

Carlos Castaneda ve Yürek Taşıyan Yol


Sevgili Fikir Yongacıları,

18 Ekim cumartesi günü saat 14.30’da Carlos Castaneda ve onun ünlü Yürek Taşıyan Yol temasını işlemek üzere toplanacağız.

NOT: Amsterdam Fikir Yongalama Kulübü hakkında bilgi için:
http://www.fikiryongalamagrubu.blogspot.com/

Carlos Castaneda’nın kitaplarıyla 1980 başlarında tanıştım. Yaqui kızılderilisi büyücü Don Juan Matus’ün betimlediği dünya bayağı tanıdık gelmişti. Geçmişteki bir diğer farkındalık diye adlandırdığım deneyimlerimle de uyuşmaktaydı. Bu nedenle Castaneda’nın bütün kitaplarını defalarca okudum. Şu anda bütün kitapları Türkçeye çevrilmiş durumda ve raflarda meraklılarını bekliyor.

Ekim sonuna doğru SineOda etkinliğimiz başlayacak. Film akşamlarımızla ilgili bilgileri size ayrı bültenlerle yollayacağım.

Kasım ayında dünyadaki yeni gelişmeleri merkez alan konuları işleyeceğiz. Yeni Dünya Düzeni konusunda kaldığımız yerden devam edecek ve George Monbiot’un tezlerine kulak vereceğiz. http://www.ekolojistler.org/fosil-yakit-madenciligine-son-verin-george-monbiot-ile-soylesi-cev.-ali-kerem-sa.html


Görüşmek üzere.
Selamlar ve sevgiler

Sadık yemni



Carlos Castaneda konusunu şu noktaları öne çıkartarak işleyeceğiz:

Kalp Taşıyan yol nedir?

Savaşçı terimi üzerine güzellemelerden sıyrılmış soğukkanlı fikir yürütme denemesi.

Don Juan Matus gerçekten var mıydı, yoksa yazarın uydurması mıydı? Bir ben vardır benden öte sözcüğündeki gibi:Don Juan Matus öteki ben midir?

Tonal ve Nagual, doğal alem ve Öte Yer denen doğal üstü alemin tanımlanması. Sözcüklerle betimlenemeyen Nagual’a ulaşım mümkün müdür?

Matrix''teki insanlari pil olarak kullananan makineler konusunun kaynagı Carlos Castaneda''nin "sonsuzlugun etkin yani" kitabı olabilir mi?

Matrix''teki insanları pil olarak kullananan makineler konusunun kaynağı Carlos Castaneda''nin "Sonsuzlugun Etkin Yanı" kitabıdır. Kitapta, kozmozun derinliklerinden gelen organik bedene sahip olmayan canlı varlıkların (Matrix''te de makineler organik bedene sahip olmasalar da algilayabildikleri için canlılardır) insanlığı onbinlerce yıl önce tutsak etmesinden bahsedilir. Bu canlılar insanın ruhsal enerjisi ile beslenen ve bizim beslenmek için tavuk yetiştirdiğimiz gibi insan yetiştiren yaratıklardır. Gözle görünmeseler de her an her yerdelerdir.

Diğer alemlere geçiş için yeterli gücü(erki) nereden temin edeceğiz?

Rüya görmek sanata dönüşebilir mi?

Neden kartal denen büyük evrensel oluşu çıplak gözle görmeye dayanamayız?

Peyote, Jimson otu, humito mantarı algımetremizin ibresini ne yöne kırıyor?

Tolteclerden kalan gizli öğreti hangi tanıdık öğretilere benziyor? Semavi dinlerde karşılığı var mıdır?

Dünyayı durdurmak, Buda’nın Nirvana’sı mıdır?

George Ivanovitch Gurdjieff’e daha sonraki oturumlarda derinliğine işlemek üzere hafiften değinme.

*

Şimdi Carlos Castaneda’yı biraz da kendi ağzından dinleyelim:
"Son yirmi yıldır, Meksikalı Yaqui kızılderilisi büyücü Don Juan Matus'un yanındaki çömezliğimle ilgili bir dizi kitap yazdım. Bu kitaplarda bana büyücülük öğrettiğini anlatmıştım; ancak gündelik yaşantımız bağlamında anladığımız büyücülük değildi; doğaüstü güçlerin başkalarının üzerinde kullanılması ya da doğaüstü etkiler yaratmak amacıyla tılsımlar, büyüler ya da ayinlele ruh çağırmayı kapsamıyordu. Don Juan için büyücülük, çevremizdeki evreni biçimlendirmede algının doğası ve rolü hakkındaki kimi uzmanlaşmış kuramsal ve uygulamaya dönük öncülleri düzenleme edimiydi. Don Juan'ın önerisine uyarak, onun bilgisini sınıflandırmak amacıyla, insanbilime ozgu bir ulam olan şamanizmi kullanmaktan kaçındım. Baştan beri ben de onun yaptığı adlandırmayı kullandım; büyücülük. Ancak inceleyince, buna büyücülük demenin, bana sunduğu öğretilerdeki zaten belirsiz olan olguları daha da belirsizleştirdiğini anladım.

İnsanbilim çalışmalarında şamanizm, belirli yerli Kuzey Amerika kızılderili kabileleri arasında da hüküm süren, kimi Kuzey Asya yerli halklarının bir inanç dizgesi olarak tanımlanır. Bu inanç dizgesi, atalarımızın iyi ya da kötü tinsel güçlerinin görünmeyen dünyasının çevremizi kuşatmış olduğunu ve bu tinsel güçlerin, doğa ve doğaüstü alemlerin arasındaki aracılar olan uygulamacıların edimleri ile cağrılabildiklerini ve denetlenebildiklerini öne sürer.

Don Juan gerçekten gündelik yaşamın doğal dünyası ile, doğaüstü değil de ikinci dikkat olarak adlandırdığı görünmez bir dünya arasında bir aracıydı. Bir öğretmen olarak rolü, bu biçimlenmeyi benim için erişilebilir kılmaktı. Önceki çalışmalarımda en önemlisi rüya görme sanatı olarak adlandırılan bana uygulatmış olduğu büyücülük sanatlarının yanı sıra öğretme yöntemlerini de bu nedenle anlattım.

Don Juan bizim benzersiz ve mutlak olduğuna inandığımız dünyamızın, bir soğanın katmanları gibi düzenlenmiş ardışık dünyalar demeti içinden yalnizca bir tanesi olduğunu iddia ediyordu. Bizim sadece kendi dünyamızı algılamak üzere erksel olarak koşullanmış olmamıza karşın hala kendimizinki kadar gerçek, benzersiz, mutlak ve içine çeken bu başka alemlere girebilme yetimizin bulunduğunu öne sürüyordu.

Don Juan bana, bu başka alemleri algılamak için sadece bunlara göz dikmek değil aynı zamanda bunları yakalamak için yeterli erkeye sahip olmak gerekliliğini açıklamıştı. Bunların varlığı sürekli ve bizim farkındalığımızdan bağımsızdır diyordu; ancak erişilmezlikleri tamamen bizim erkesel koşullanmamızın bir sonucudur. Başka bir deyişle, açıkça ve sadece bu koşullanmadan ötürü, gündelik yaşamımızdakı dünyanın tek olası dünya olduğunu sanmak zorunda kalırız.

Erkesel koşullanmamızın düzeltilebilir olduğuna inanarak, Don Juan, eski zaman büyücülerin erkesel algılama yetilerimizi yeniden koşullanmak üzere tasarlanmış bir dizi uygulama geliştirdiklerini belirtti. Bu uygulamalar dizinine, rüya görme sanatı diyordu. Zamanın sağladığı bakış açısıyla, şimdi Don Juan'ın rüya görme konusunda yapmış olduğu en uygun nitelemenin bunu "sonsuzluğa açılan kapı" olarak adlandırmak olduğunu fark ediyorum."




Carlos Castaneda kimdir?
Castaneda, 25 Aralık 1925’de Peru’da doğdu. 7 yaşında annesi Susanna Castaneda'yı kaybetti ve onu babası büyüttü.
1950'lerin başında Amerika Birleşik Devletleri'ne geldi ve 1957'de vatandaşı oldu.
Kaliforniya Üniversitesi'nde antropoloji okudu. Yüksek lisans tezinin konusu olan halüsinasyona yol açan bitkiler üzerine araştırma yapmak için Meksika'ya gitti. Burada bir Yaqui yerlisi olan Don Juan Matus ile tanıştı. Büyük ve bilge bir büyücü olarak bilinen Don Juan, ona spiritüel alemde ilerlemesi için yol gösterdi ve onu tüm gizli bilgilerini aktaracağı 'seçilen kişi' olarak beş yıl boyunca eğitti. Beş yıl sonra, bir buhran sonrası eğitimini tamamlamadan Amerika'ya geri dönen Castaneda, Don Juan'la geçirdiği deneyimlerini antropoloji dalında doktora tezi olarak yayımladı.
Tez olarak yayımladığı serinin ilk üç kitabı, '' Don Juan Öğretileri, Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi'', '' Bir Başka Gerçeklik'' ve ''Ixtlan Yolculuğu, Don Juan'ın Yeni Öğretileri'' basılınca büyük yankı uyandırdı ve en çok okunanlar listesinde ilk sıralara yerleşti. '' Yürek Taşıyan Yol'' serisi içinde 12 kitabı yayımlandı.
Buna karşın yazdıkları akademik camiada eleştirildi, hatta çoğu kişiye göre Castaneda'nın yaşadığını iddia ettikleri gerçek değildi ve Don Juan, Castaneda onunla tanıştığını iddia ettiği yıldan (1960) çok önce ölmüştü. En çok eleştirilen noktalardan biri de, yazılarında yüksek bilinçlilik seviyesine ulaşmak için kullanılan halüsinatif bitkilerin kullanımını meşrulaştırmasıydı. ( ilk üç kitabında bir çok kez Don Juan ona, diğer erkelere ulaşmasını sağlamak için peyote denilen halüsinojen bir bitki verir.) Fakat daha sonra Castaneda, bu uyuşturucuları kullandığını reddetmiştir.
Castaneda'nın büyücülük yolculuğunu anlattığı 12 kitabı da büyük ilgi topladı ve mistik ilimlere ilgi duyan çevrelerde popüler oldu.
1997 yılında eski karısı Margaret Runyan Castaneda'yı kendi üzerine yazdığı bir kitap yüzünden dava etti ama Castaneda, 27 Nisan 1998'de karaciğer kanserinden ölünce dava da düştü. Carlos Castaneda'nın külleri Meksika'ya götürüldü.

*


Kitaplarından 3’ü
DON JUAN’IN ÖĞRETİLERİ : Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi C arlos Castaneda, doğadışı güçlerinden ötürü Güneybatı Amerika halkının korkup çekindiği bir Yaqui Kızılderilisi olan don Juan'la ilk kez 1960'ta tanışmıştır. İlk beş yıl boyunca don Juan'ın gizli bilgisi, Castaneda'yı, batı uygarlığında rastlanmayan kimi kavramlar aracılığıyla, bir güzellikler ve korkunçluklar alemine götürmüştür. Castaneda, sanrılandırıcı bitkileri-peyote, jimson otu ve 'humito' denilen bir mantarı-kullanarak bir takım tinsel varlıklarla, kurt kılığına girmiş şanamlarla ve karga kılığına girmiş 'ölüm'le karşılaştığı deneyimler yaşamıştır. Peyote tanrısı Mescalito'yla üç kez karşılaşmıştır. Ve sonunda, yaşamının, bugüne dek kendisinin de açıklayamadığı güçler tarafından tehdit edildiğini gördüğü dehşetli bir geceden sonra, bir Bilgi Adamı olma çabalarından vazgeçmiştir. Castaneda, bu olağanüstü kitabını, aylar süren bir kararsızlıktan sonra yazmıştır. Çeviri : Nevzat Erkmen

BİR BAŞKA GERÇEKLİK Bambaşka bir düşünce dizgesine yöneltilen çok değişik bir bakış. Don Juan'ın Öğretileri adlı birinci kitabın sonunda, Carlos Castaneda, korkunç bir gecenin sabahında, Bilgi Adamı olma çabalarından nasıl vazgeçtiğini anlatmıştı. Ama üç yıl sonra geri dönüp, Yaqui Brujosu ya da büyücüsü Don Juan'ın kılavuzluğunda çömezliğini sürdürmüştür. Peyote, Jimson otu ve mantarların neden olduğu çok güzel ama ürkünç deneyimleri arasına, don Juan'la yaptığı yer yer eğlenceli, yer yer dokunaklı söyleşileri de serpiştirerek, Castneda yaşamın yüzeysel gerçeklerinin ötesini görebilme uğraşın; istençli çaba göstermeyi, önyargıları bir yana atmayı ve büyük bir yürekliliği gerektiriyor Castaneda'nın uğraşı. İlk kitaptaki serüvenler daha da heyecanlı bir biçimde bu kitapta sürüyor. Çeviri : Nevzat Erkmen



IXTLAN YOLCULUĞU "Benim için dünya esrarengizdir harikulade, ürkütücü, gizlerle dolu, kavranılamazdır o zira; ben senin burada, bu görkemi âlemde, bu görkemli çölde, bu görkemli zamanda olmanın sorumluluğunu üstlenmen gerektiğine inanmanı istedim hep. Her bir eyleminin sonucunu hesaba katmayı öğrenmen gerektiğine inanmanı istedim; zira sen burada kısa aslında, onun tüm görkemlerine tanık olamayacağın denli pek kısa bir süre kalacaksın yalnızca."


*


CARLOS CASTANEDA'NIN TONAL ADASI
Nevzat Erkmen

Yeni yetme bir antropoloji öğrencisi olan Carlos Castaneda'nın bir otobüs durağında Don Juan Matus adıyla bilinen bir Yaqui kızılderiliyse tanışması sonucunda yazdığını iddia ettiği kitaplar; hippi kültürü ve uyuşturucu furyasıyla birlikte giderek ün kazanarak Yeni Çağ gizemciliğinin öncüsü olurken, yazarın kitaplarında bahsettiği Kişisel Geçmişi Silme tekniğini kendi hayatına da uygulaması, ölümünün de yaşamı gibi esrarlı olmasına yol açmıştır. Castaneda'nın geçmişiyle ilgili olarak pek az şey bilinmektedir. Kitapları milyonlarca satan bir yazar olmasına karşın, ölümü de sessiz sedasız gerçekleşmiş, cenaze töreni yapılmamış, cesedinin hemen yakıldığı ve küllerinin Meksika'ya götürüldüğü açıklanmış, doktoru müteveffa hastası hakkında yorum yapmayı reddetmiş, ölüm sertifikasında hatalı bilgiler bulunmuş, bütün bu belirsizlikler de Castaneda'nın kitaplarına inanan kişilerin bir kısmında onun aslında karaciğer kanserinden ölmediği, "içten gelen ateşle" yandığı inancını doğurmuştur.
Bu makalenin amacı Castaneda'nın yazdıklarının gerçek olup olmadığını tartışmak değildir. Bu konu üstüne kitap üstüne kitap yazılmıştır, ancak sunulan bütün kanıtlar İnanmak Zorunda Olma tekniği karşısında işe yaramaz kaldığından, ayrıca Castaneda'nın yansıttığı (veya yarattığı) sistemin inanılırlığı tüm inanç sistemlerindeki gibi tamamen a priori yargılara bağlı olduğundan, kanaatinden emin insanların fikirlerini değiştirebileceklerini sanmıyorum. Yazının amacı Castaneda'nın dokuz kitapta ipuçları halinde verdiği bilgileri son derece kısa (ve yetersiz) bir şekilde düzenleyip özetlemektir.

Toltec Mistisizmi
Don Juan öğrencisi Castaneda'ya yıllarca büyücülüğü öğrettiğini iddia ettikten sonra, aslında bunu sadece ilgisini çekmek için söylediğini, kendisini ve grubunu Seerlar (Gören Kişiler) olarak tanımladığını ve Tolteclerden kalma gizli bir öğretinin uygulayıcısı olduklarını açıklar. Gördükleri şey enerjidir. Sistemin temel ilkesi, evrende enerjinin maddeden önce geldiği ve belirli bir eğitimin ardından saf haliyle görülebileceğidir. Bu inanç Tolteclerin binlerce yıl önce uyuşturucu bitkileri keşfedişine dayanır. Uyuşturucularla birlikte algıları değişen Toltecler, bilim adamlarının titizliği ve filozofların merakıyla gruplar kurarak evrenin ve insanın özüne dair temel soruların yanıtını arar ve somut yanıtlar bulduklarını düşünürler. Vardıkları sonuçlar, evrenin sonsuzca uzanan ve birbirlerini kesen, farkındalık sahibi ipliksi ışınlardan oluştuğudur. Her canlı varlık bu ışınların bir kısmının bir arada toplanmış şeklidir. Bu ışık topluluğuna koza diyen Toltecler, kozanın üstünde parlak bir nokta bulunduğunu fark ederler. Bu noktayı incelediklerinde, dışarıdaki ışınların kozanın içinden geçtiğini ve bu parlak noktadan geçtiği hallerde, dıştaki ışınlarla içteki ışınların aynı olduğu ve temas ettiği durumlarda algının oluştuğunu saptarlar. O parlak nokta bu algı kıvılcımlarını bir araya getirip anlamlı bir dünya oluşturduğu için, ona Birleşme Noktası adını verirler.

Algı Değişimi
Tolteclerin yaptığın en önemli keşiflerden biri, Birleşme Noktası'nın yer değiştirebileceğidir. Birleşme Noktası'nın sayısız algı kıvılcımını birleştirerek, bazılarını eleyip bazılarını vurgulayarak yarattığı dünyalar, canlı varlıkların çocuklarını yetiştirirken onlara öğrettikleri algılayış sisteminin ürünüdür. Bir bebek doğduğunda Birleşme Noktası kaotik bir şekilde kozanın yüzeyinde hareket eder, ancak çevresinde temasa geçtiği her yetişkin onu farkında olmadan Birleşme Noktasını sabitlemeye yöneltir. Her insanın Birleşme Noktası aynı yerde sabitlendiğinden, algılanan dünya da ortaktır. Bir çocuğun Birleşme Noktası kozasının üstünde diğer insanlarınkiyle tam olarak aynı noktaya geldiğinde, çocuk bir tür kulüp üyeliği kazanmış olur ve insanların dünyasında yaşamaya başlar.

İçsel Diyalog
Tolteclerin yaptığı bir başka keşif, insanoğlunun Birleşme Noktası konumunun doğal bir konum olmadığıdır. Bu yüzden türün devamlılığı için insanlık tarihinin bir noktasında mecburen seçildiği sonucuna varırlar. İnsanoğlunun eski Birleşme Noktası konumuna Sessiz Bilgi, yeni konumunaysa Mantık adını veren Toltecler, Birleşme Noktası'nın Mantık konumunda içsel diyalog sayesinde durabildiğine kanaat getirirler. Yaptıkları gözlemlere göre, insanların gördüğü gündelik dünya, aslında onların dünyanın nasıl olduğuna dair fikirlerinin kozanın iç duvarlarından yansıyarak onlara geri dönmesidir. Böylece zincirleme bir tepki sürüp gider. İnsanların dünyaya dair fikirleri dünyalarını şekillendirir ve onlar bu şekillenmiş dünyayı gördükçe aynı fikirleri tekrar düşünerek o bakış açısının sürekliliğini sağlarlar. Bu durumda Tolteclerin doğal olarak vardıkları sonuç, içsel diyaloğun durdurulması halinde Birleşme Noktası'nın sabit konumundan kayarak harekete geçmeye başlayacağı, böylece kozanın diğer kısımlarından geçen ışınlarla temas etmesiyle birlikte yeni dünyaların algılanabileceğidir. Kullandıkları uyuşturucu maddelerin de aslında içsel diyaloğu anlık kesintilere uğratarak Birleşme Noktası'nı harekete geçirdiğini fark ederler. Ancak uyuşturucular vücuda çok zarar verdiğinden, aynı etkiyi yaratacak bir öğreti sistemi kurmaya karar verirler.

Pratikler
Toltecler içsel diyaloğu tamamen kesintiye uğratmak için tek bir yöntem bulunduğuna kanaat getirirler. Doğru Yürüme Tarzı adını verdikleri bu yöntem, gözlerin ufukta bir noktaya dikilmesi ve bakış alanı içindeki her şeyin aynı anda ve odaklanmadan algılanmaya çalışılması, el parmaklarının da her seferinde farklı şekillere sokulması suretiyle yürünmesidir. Böylece algı akımına uğrayan zihnin, içsel diyaloğu sürdüremez hale geleceğine ve duracağına inanırlar. İçsel diyaloğun durduğu bu ana "Dünyayı Durdurmak" adını verirler. Doğru Yürüme Tarzı'nın etkisini çabuklaştırmak için bir dizi egzersiz geliştirirler. Bunlar "Rüya Görme Sanatı" adını taşıyan ve gündelik farkındalığı rüyalara taşımayı amaçlayan bir pratikle birlikte, Kişisel Geçmişi Silmek, Eylemlerin Sorumluluğunu Üstlenmek, Ölümden Tavsiye Almak, Rutinleri Kırmak, Kendini Önemsemekten Kurtulmak, İnanmadan Eyleme Geçmek gibi uygulamalardır. Nihayet bilgi yolunda ilerleyecek kişiyi olabildiğince güçlü kılmak için, Savaşçının Yolu adını verdikleri bir yaşam tarzı geliştirirler.

Kartal
Tolteclerin bunca zahmete girmesinin ardında oldukça pratik bir sebep yatmaktadır: Ölüm. Toltecler evreni enerji haliyle gördüklerinde, tüm bilinç taşıyan ışınların tek bir yerden yayıldığını fark ederler. Bu muazzam varlık bir kartala benzediğinden, ona Kartal adını verirler. Kartal'ı çıplak gözle izleyen pratisyenlerin ölmesi, onları Rüya Görme Sanatı'nı geliştirmeye zorlar. Çünkü rüya gören insanların Birleşme Noktalarının kendiliğinden yer değiştirdiğini gözlemlemişlerdir. Çift adını verdikleri rüya bedenleriyle yaptıkları gözlem, onlara Kartal'ın ölen varlıkların Birleşme Noktalarıyla beslendiğini gösterir. Bir canlı öldüğünde, kozasındaki Birleşme Noktası, o canlının tüm hayat tecrübeleriyle birlikte Kartal tarafından yenmektedir. Tolteclerin vardıkları sonuç, Kartal'ın tüm canlıları hayat tecrübelerinden beslenmek için yarattığıdır. Daha sonra yaptıkları muazzam bir keşif, Kartal'ın tüm anılarını tekrar hatırlamayı başarmış, yani onların birer kopyasını çıkarmış kişileri serbest bıraktığı ve kopyalarla beslenmeyi kabul ettiğidir.

İçten Gelen Ateş
İnsan kozası üstünde Birleşme Noktası'nın sabitlenebileceği sayısız nokta bulunduğuna ve her noktanın bir başka dünyayı yaratabileceğine (birleştirebileceğine) inanan Toltecler, Birleşme Noktası'nın yerinin değiştirilmesine Rüya Görme Sanatı, herhangi bir noktada sabit tutulmasınaysa "İz Sürme Sanatı" adını verirler. Böylece bu iki sistem Toltec gizemciliğinin temelini oluşturur. Birleşme Noktası'nın gittiği her yeni konum, oradaki kullanılmamış enerjileri açığa çıkarmaktadır. Toltecler ölüme alternatif olarak geliştirdikleri bir yöntemle, Birleşme Noktası'nın kozanın etrafında büyük bir hızla döndürülmesi suretiyle ortaya çıkan enerjiyle tamamen enerjiden oluşan bir varlığa dönüşme gibi bir seçeneğin var olduğuna inanmış ve bu şekilde saf enerjiye dönüşen insanların dünya var oldukça yaşayacağını düşünmüşlerdir.

Sonsöz
Castaneda'nın kitapları önce bir antropoloji öğrencisinin tezi olarak başlar, ardından giderek konu üstünde yoğunlaşır ve yazarın konuya artık bir bilim adamı olarak yaklaşmaktan çıktığı itirafıyla birlikte tamamen fantastik bir boyut kazanır. Çoğu kişi tarafından kurgu olarak kabul edilen bu eserler, ister gerçek ister Castaneda'nın hayal gücünün ürünü olsunlar, okunmaya değer bir estetik ve derinlik taşımaktadırlar.

*
Kitapları:
Don Juan Öğretileri, Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi
Bir Başka Gerçeklik
Ixtlan Yolculuğu, Don Juan'ın Yeni Öğretileri
Erk Öyküleri
İkinci Erk Çemberi
Kartalın Armağanı
İçten Gelen Ateş
Sessizliğin Erki
Rüya Görme Sanatı
Sihirli Geçişler
Zamanın Çarkı
Sonsuzluğun Etkin Yanı

-------------------------------