26 Ekim 2008 Pazar

SineODA Kasım Programı - Queimada, Kader ve The Conformist


Sevgili SineODA Sakinleri,

Oda etkinlikleri giderek çeşitleniyor. Film kulübümüz SineODA, 14 Kasım Cuma akşamı herzamanki yerimizde saat 21.00’de ünlü İtalyan yönetmen Gillo Pontecorvo’nun Queimada (Yangın ya da Türkçe başlığıyla İsyan) adlı filmiyle açılış yapıyor. Temmuz, Ağustos ve özel tatil günleri dışında cuma akşamları her hafta bir film göstermeyi planlamaktayız.

Daha önce sözünü ettim. Yılda bir kez gece maratonu düzenleyeceğiz. Nisan ayında bir cumartesi gecesi saat 00.00 ile 08.00 aralığında dört adet sürpriz filmle film maratoncularını olumlu anlamda şaşırtmayı düşünüyoruz.

Bir diğer film etkinliğimiz de senaryo ve film eleştirisi yazma işliği olacak. Yakında tarih bildirilecek.

SineODA’nın görsel buluşma akşamlarına bekliyoruz.

Selamlar ve sevgiler.

Sadık Yemni



Kasım ayının programı şöyle:

14 Kasım Cuma 21.00’de Quiemada(1969) – Gillo Pontecorvo

21 Kasım Cuma 21.00’de Kader(2006) – Zeki Demirkubuz

28 Kasım Cuma 21.00’de The Conformist(1970) – Bernardo Bertolucci


*


Queimada, Yangın ya da İsyan

"İsyan" daha önce "Kapo (1960)" ve "Cezayir Savaşı (1966)" adlı çok başarılı filmini Sinematek'te seyrettiğimiz İtalyan yönetmeni Gillo Pontecorvo'nun senaryosu ünlü siyasal roman ve film yazarı Franco Solinas ve Giorgio Arlorio tarafından yazılmış olan filmi. 1840'larda Antil adalarından biri olan Queimada'ya çeviriyor kamerasını Pontecorvo..


Olaylar, bir İngiliz provokatör ajanı olan William Walker'ın adaya gelmesiyle başlıyor. Walker'ın görevi, adadaki Portekiz egemenliğine bir son verecek, zengin şekerkamışı ürününü İngilizlere bağlayacak bir yeni yönetim kurmaktır. Bunun için, Afrika kökenli yerli halktan akıllı bir zenciyi, Jose Dolores'i eğitir. Banka soygunculuğuyla başlayan bu eğitim, Dolores'in örgütlediği halk ordusunun başında generalliğe dek yükseltir. Devrilen Portekiz yönetiminin yerine gelen adanın Portekiz yerli kırması beyaz azınlığı, yapılan devrimin hiçbir işe yaramadığını Dolores'e anlatır. Walker, 10 yıl sonra, bu kez askeri danışman olarak, İngiliz Şeker Şirketi'nin (ve onun ardında tabii yine İngiltere'nin) çıkarlarını korumaya geldiğinde, Dolores'i, kavgasını sürdüren, ama bu kez iyice bilinçlenmiş bir ulusal devrimci olarak karşısında görecektir. İngiliz emperyalizmi, bir zamanlar kullandığı Dolores'i bu kez ezecek, yokedecektir. Ama İngiliz ajanı Walker'ın da sonu gelirken, Dolores, özgürlük savaşının bayrağını gelecek kuşaklara geçirmiş olacaktır.. Pontecorvo "Cezayir Savaşı"'nda Cezayir halkının yakın geçmişteki bağımsızlık savaşını bir büyük sinema başeseri halinde vermişti perdede.. Bu kez, Queimada zencilerinin bir yüzyılın gerisinde kalmış olan savaşını verirken, bazı siyasal ve toplumsal bildiri ve çağrışımları seyircisine yine iletiyor. Kendilerini uygarlığın tek sahibi ve temsilcisi sayan "beyaz uluslar"ın diğer renkten karşı egemenlik iddiaları, özgürlüğün ancak her türlü tavizi iten sürekli bir savaşla elde edilebileceği, İngiliz politikasında somutlaşan emperyalizmin, siyasal bağımsızlığını verdiği, vermek zorunda kaldığı ülkeleri nasıl iktisadi bağımlılık altında tutmak istediği, filmde etkileyici biçimde belirginleşiyor.

Pontecorvo, yine eşsiz bir topluluk, bir halk yöneticisi.. Queimada halkını filmin öyküsünde kullanış, geniş kalabalıkları yönetiş biçmi, Ayzenştayn'ı düşündüren bir olgunlukta..

Olayların, kişilerin, duyguların altını çizmiyor, filmini belli bir rimt'le örüyor, ama belli bir kurulukta, sakinlikte gözüken bu "tablolar" birbirine eklendikçe bir özgürlük savaşının tüm heyecanı beliriyor perdede..

Film, yer yer, özellikle Ennio Morrcone'nin müziğinin katıldığı bölümlerde bir destan havasına giriyor. Marlon Brando'nun yanısıra zenci oyuncu Evaristo Marquez'in oyunu da dikkate değer.

O günlerden kalma bir NOT:"İsyan" ilk kez 1971 Ekim'inde gösterilmeye başlanmış, o günlerin gergin havasında sıkıyönetimce yasaklanmıştı. Filmin bu kez, özellikle emperyalizmi konuşmalarla yeren bazı bölümlerinden yoksun olarak oynatıldığını farkettim. Ancak bu kesmeler filmin tümüne ve bildirisine kesin bir zarar vermemiş.





*

Zeki DemirkubuzKader

Zeki Demirkubuz, "Kader"de 1996 yapımı ikinci filmi "Masumiyet"te tanıştığımız, saplantılı aşkların esiri olmuş Uğur ve Bekir karakterlerinin gençliklerine götürüyor bizi. Uğur'un Zagor'a, Bekir'in Uğur'a duyduğu saplantılı aşkın doğuşuna tanık olduğumuz filmi, hem senaryosu, hem de sinematografisiyle, çok iyi bir yönetmenin olgunluk dönemi yapıtı olarak değerlendirmek mümkün. Film yönetmeni Demirkubuz, Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nde ve derginin web sitesinde yayınlanan kapsamlı söyleşisinde, 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Film' seçilen "Kader"i enine boyuna tartışıyor. Bu söyleşinin bir bölümünü ilginize sunuyoruz...Soru: Daha önceki filmlerinizden sonra basından uzak durur, fazla söyleşi vermezdiniz. Kader'den sonra ise pek çok gazetede söyleşileriniz yayınlandı. Basınla ilişkinizdeki bu tavır değişikliğinin nedeni ne?
Zeki Demirkubuz: Aslında bu Masumiyet'ten sonra başlayan bir şeydi. Başlangıçta, ben iyi niyetle, herkesi arkadaşım gibi gördüğüm için ve "hayır" deme konusunda da zorluk çektiğim için gelen röportaj tekliflerini hep kabul ettim. Sonra bu bende, duygusal açıdan bir rahatsızlık yaratmaya başladı. Birçok insanın benim hakkımda bir şeyler biliyor olması rahatsız etti beni. Bir de tabii zaman zaman söylediklerinizin filmin önüne geçmesi gibi bir şeye de yol açıyor söyleşiler. Sadece benim yaşadığım bir şey değil bu, çevremde de bunu sıkça gözlüyorum. Bugünkü medya sistemi de biraz bunu zorluyor aslında: Yapılan şeyden çok insanları ön plana çıkararak, kahramanlar yaratarak ve yapılan işi bu kahramanlara tabi kılarak sunmak gibi bir gelenek oluştu. Bunu fark ettikten sonra, 1997-1998 gibi basınla ilişkilerimde söylediğiniz gibi 'mesafe' gibi görünen bir şey oluştu. Öz olarak da çok değişmedi bu. Tabii ki teklifte bulunmak herkesin hakkı; ama ortaya nasıl bir şey çıkacağını sorgulamak da benim hakkım. Kader için de bunun çok dışına çıktığımı düşünmüyorum, iki gazeteyle ve birkaç dergiyle söyleşi yaptım. Bazen istemesem bile, bazı dergi ve gazetelere bunu bir borç duygusuyla da yapıyorum, tabii ki kendimi kötü hissedecek derecede değil. Beğenelim ya da beğenmeyelim, Radikal gazetesi, sizin derginiz ve böyle birkaç dergi, pek çok şeye rağmen varolmaya çalışan ve bu alanı da en azından benim kriterlerime göre en iyi yansıtan alanlar. Hâlâ bu konulara değer veren ve bu konular için özveride bulunan yayınlar. Zaten bu tür yayınlara karşı hiçbir zaman böyle bir mesafe koymadım; teknik olarak "söyleşiyi bugün değil film çıktıktan sonra yapalım" gibi isteklerim olmuş olabilir. Daha çok beni medyatik kılabilecek, filmin önüne geçecek şekilde sunma tehlikesi olan mecralara karşı bir konumlanışım vardı. Ama üç-dört senede bir, uygun bulduğum zamanlarda bunun da dışına çıktığım oluyor. Onun kriterini ben de bilmiyorum tam olarak...


*


The ConformistDüzenin Adamı

Alberto Moravia’nın aynı adla 1951’de yayımladığı The conformist (Düzenin adamı) adlı kitabın filme uYARLANMASI

Yön: Bernardo Bertolucci
Yazar: Bernardo Bertolucci, Alberto Moravia
Süre: 107 dk.
Ülke: İtalya, Fransa, Almanya

Oyuncular:
Jean-Louis Trintignant · Marcello ClericiStefania Sandrelli · GiuliaGastone Moschin · ManganielloEnzo Tarascio · Professor Quadri
Özet:
1938 yılında Roma’da geçen hikaye, Marcello’nun patronu Mussollini için yeni çalışmaya başlamışken, güzel bir kadınla da aynı zamanda ilgilenmektedir. Marcello balayına Paris’e gitmiştir aynı zamanda patronu onu yine Paris’te bir görevi yerine getirmesini istemektedir. Görevi faşit yönetimin ülke yönetimini ele geçirmesiyle İtalyadan kaçan Profesörün izini sürecektir. İtalya ve Fransa sınırında Marcello ve karısı trenlerini değiştirmek zorunda kalırlar. Patronu Marcello’ya bu görev için ayrıca susturuculu bir silah vermiştir…




Bertolucci kimdir?

Tam İsmi : Bernardo Bertolucci Doğum Tarihi : 16 Mart 1941 Doğum Yeri : Parma, İtalya Eğitim: Roma Universitesi (Modern Edebiyat)

BİYOGRAFİ
1967'de sergio leone için "Bir Zamanlar Batı'da" nın senaryosunu yazan Bertolucci, İki yıl sonra "The Conformist" adlı filmi yönetir.1973 yılında, başrollerini Marlon Brando ve Maria Schneider'in paylaştığı "Paris'te Son Tango" çok büyük bir ilgi görünce, şöhreti giderek artan yönetmen, bu başarısını 1976 yılında çektiği modern bir epik olan "1900" ile pekiştirir. Başrolleri Robert De Niro ve Gerard Depardieu'nun paylaştığı ve solcu ve Faşist iki jenerasyonun çarpışmasını konu alan film, sinema tarihine altın harflerle yazıldı.

1985 yılında Çin'in son imparatoru olan Pu Yi'nin hayatını anlattığı "Son İmparator" ile sinema gündemine bomba gibi düşen bir yapıt ortaya çıkardı. Film o yıl 9 Oscar birden aldı. 1990 yılında yönettiği "Çölde Çay", 1992 yapımı "Küçük Buda", 1995 yapımı "Çalınmış Güzellik" ile filmlerine devam ediyor.

1941 yılında Parma'da doğan ünlü yönetmen Bernardo Bertolucci, sanatla uğraşmaya karar verdiğinde asıl amacı bir şair olmaktı. 1961 yılında dönemin tanınmış yönetmenlerinden Pier Pasolini ile tanışan Bertolucci, sinemaya yönelmeye karar verir.

Pasolini'nin " Accatone " adlı filminde yönetmen yardımcılığı yapan Bertolucci, daha sonra ilk senaryosu olan " La Commare Secca " ( The Grim Reaper )yı yazar. Filmin Venedik Film Festivali'nde başarı kazanmasıyla kendine olan güveni artar ve 1964 yılında " Before the Revolution " filmini yapar.

1967'de Sergio Leone için " Once Upon A Time In The West "in hikayesini sinemaya uyarlayan Bertolucci, iki yıl sonra " The Spider's Stratagem "i çevirir. Aynı yıl Alberto Moravia'nın kitabından uyarlanan " The Conformist " adlı filmi yönetir.

1973 yılında, başrollerini Marlon Brando ve Maria Schneider'in paylaştığı " Last Tango In Paris " in çok büyük bir ilgi görmesi ile şöhreti giderek artan yönetmen, bu başarısını 1976 yılında çektiği modern bir epik olan " 1900 " ile pekiştirir. Başrollerini Robert De Niro ve Gerard Depardieu'nun paylaştığı ve solcu ve Faşist iki jenerasyonun çarpışmasını konu alan film, sinema tarihine altın harflerle yazıldı.

Bu filmin ardından yönettiği " La Luna ", " Tragedy of a Ridiculuos Man " filmler ile çıkışını sürdüren Bertolucci, 1985 yılında Çin'in son imparatoru olan Pu Yi'nin hayatını anlattığı " The Last Emperor " ile sinema gündemine bomba gibi düşen bir yapıt ortaya çıkardı. Filmin o yılın 9 Oscar'ını birden alması ile kendini tam anlamıyla kanıtlayan Bertolucci, 1990 yılında yönettiği " The Sheltering Sky ", 1992 yapımı " Little Buddha " ve 1995 yapımı " Stealing Beauty " ile sinema yaşamına devam etti.
Daha sonraki filmleri:
· L'Assedio (1998) (Besieged)
· Ten Minutes Older:The Cello (2002)
· Sognatori (2003) (The Dreamers)



-------------------------------------------

Hiç yorum yok: